Her kurumun hayatında kırılma noktaları vardır.
Bazıları ekonomik krizlerle sınanır.
Bazıları teknolojik dönüşümlerle.
Bazıları ise kendi insan kaynağıyla…
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun yaklaşık çeyrek asırlık geçmişine baktığımızda, bugün tartışılan konuların temelinde tek bir soru yatıyor:
BTK, kuruluşunda hedeflenen “bağımsız düzenleyici otorite” kimliğini bugün ne ölçüde koruyabiliyor?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca BTK’yı değil, Türkiye’nin dijital geleceğini de yakından ilgilendiriyor.
Çünkü artık konu yalnızca telefon, internet ya da mobil haberleşme değil.
Yapay zekâdan veri merkezlerine, 5G’den siber güvenliğe kadar uzanan yeni bir çağın eşiğindeyiz.
Bu çağın kurallarını belirleyecek kurumların ise her zamankinden daha güçlü, daha bağımsız ve daha yetkin olması gerekiyor.
Tasfiye Sonrası Dönem: Yeni Bir Başlangıç mı?
15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından BTK’da ve birçok kamu kurumunda kapsamlı personel değişiklikleri yaşandı.
Devletin önceliği, kamu kurumlarındaki yasa dışı yapılanmaların tasfiye edilmesi ve kamu hizmetlerinin kesintisiz sürdürülmesiydi.
Bu süreçte BTK da yeniden yapılandırıldı.
Yeni yöneticiler görevlendirildi.
Yeni uzmanlar alındı.
Farklı kamu kurumlarından naklen görevlendirmeler yapıldı.
Bu adımlar, olağanüstü şartların yönetilmesi bakımından kamu yönetiminin tercih ettiği yöntemlerdi.
Ancak olağanüstü dönemler sona erdiğinde kamuoyunda farklı sorular sorulmaya başlandı.
Asıl Tartışma Ne?
Bugün BTK hakkında yapılan eleştirilerin önemli bir bölümü, kurumun aldığı teknik kararlardan ziyade insan kaynağı politikalarına odaklanıyor.
Sektör temsilcilerinin, eski bürokratların ve akademisyenlerin dile getirdiği ortak değerlendirme şu noktada birleşiyor:
Elektronik haberleşme, kamu yönetiminin en yüksek teknik uzmanlık gerektiren alanlarından biridir.
Bu nedenle kurumun başarısı yalnızca bütçesine ya da sahip olduğu yetkilere değil, uzman kadrolarının niteliğine bağlıdır.
Kuruluş yıllarında oluşturulan kariyer modeli de tam olarak bu anlayış üzerine kurulmuştu.
Uzman yardımcısı olarak başlayan personel yıllar içinde uzman, daire başkanı ve üst yönetici oluyor; böylece kurumsal hafıza içeriden yetişen kadrolarla korunuyordu.
Sonraki yıllarda ise bu modelin değişmeye başladığı yönünde değerlendirmeler kamuoyuna yansıdı.
Liyakat Tartışmaları Nereden Doğuyor?
Teknik kurumlarda başarı, öncelikle mühendislik bilgisi, sektör tecrübesi, uluslararası regülasyonları takip edebilme yeteneği ve teknik mevzuata hâkimiyetle mümkündür. BTK gibi elektronik haberleşme, frekans yönetimi, siber güvenlik ve dijital altyapıların düzenlendiği kritik bir otoritede bu nitelikler, alınan kararların niteliğini doğrudan belirler. Kurumun ilk dönemlerinde görev yapan başkan ve kurul üyeleri, büyük ölçüde kurumun görev alanına uygun teknik eğitim almış, ilgili fakültelerden mezun olmuş, sektörün içinden gelen, liyakat esaslı, teknik kapasitesi yüksek ve uluslararası gelişmeleri yakından takip eden isimlerden oluşmuş; bu sayede kurum, regülasyon vasfını gerçek anlamda yerine getirebilmiştir. Ancak sonraki dönemde yapılan üst düzey atamalar ve kurum dışından görevlendirmeler, basında ve sektör çevrelerinde “liyakat” tartışmalarını alevlendirmiş; iltisak ilişkilerinin öne çıktığı bir yönetim anlayışı, kurumsal liyakatin zayıflamasının başlıca nedeni olarak görülmüştür.
Bu tartışmaların varlığı, atamaların hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Ne var ki kamu yönetiminde algı da kurumsal güvenin ayrılmaz bir parçasıdır. BTK gibi ileri düzey teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren bir kurumda, başkan ve kurul üyeliklerine kurumun görev alanıyla doğrudan ilişkili disiplinlerden mezun, yeterli teknik donanıma ve sektör bilgisine sahip kişilerin atanması beklenirken, sektör dışından gerçekleştirilen atamalar liyakat ilkesine ilişkin eleştirileri artırmış ve kurumun teknik kapasitesi konusunda kamuoyunda soru işaretleri oluşturmuştur. Liyakatın geri plana itildiği her adım, kurumun hem iç dinamiklerini hem de kamuoyu nezdindeki itibarını zedelemektedir.
Sayıştay ve Stratejik Planlar Ne Söylüyor?
BTK’nın yayımladığı stratejik planlar incelendiğinde, kurumun kendi hedefleri arasında sürekli olarak şu kavramların öne çıktığı görülmektedir:
• Kurumsal kapasitenin güçlendirilmesi,
• Nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi,
• Dijital dönüşüme uyum,
• Uluslararası rekabet gücünün artırılması,
• Şeffaf ve hesap verebilir yönetim.
Benzer şekilde Sayıştay raporlarında da kamu idarelerine yönelik genel tavsiyeler arasında iç kontrol mekanizmalarının güçlendirilmesi, performans yönetimi ve kaynakların etkin kullanımı gibi başlıklar öne çıkmaktadır.
Bu belgeler bize önemli bir gerçeği hatırlatıyor.
Kurumların başarısı yalnızca mevzuatla değil, o mevzuatı uygulayan insan kaynağıyla ölçülür.
Dünyadaki Eğilim Ne Yönde?
Bugün Avrupa’daki düzenleyici otoritelere bakıldığında dikkat çeken ortak özellikler şunlardır:
Üst düzey yöneticilerin önemli bir bölümü sektör içinden geliyor.
Akademi ile kurumlar arasında güçlü bağlar kuruluyor.
Teknik uzmanlar karar alma süreçlerinde etkin rol oynuyor.
Taslak düzenlemeler kamuoyu görüşüne açılıyor.
Etki analizleri yayımlanıyor.
Kararların gerekçeleri ayrıntılı biçimde kamuoyuyla paylaşılıyor.
Bu uygulamalar yalnızca yönetim kalitesini artırmıyor.
Aynı zamanda düzenleyici kurumlara duyulan güveni de güçlendiriyor.
BTK’nın geçmişte sahip olduğu teknik itibarı daha da ileri taşımasının yolu da benzer yönetişim ilkelerini sürekli geliştirmekten geçiyor.
Önümüzdeki Asıl Gündem
Türkiye artık yeni bir teknoloji çağının eşiğinde.
5G ve 6G haberleşme sistemleri…
Yapay zekâ…
Bulut bilişim…
Kuantum iletişimi…
Veri merkezleri…
Dijital egemenlik…
Uydu interneti…
Siber güvenlik…
Bunların tamamı BTK’nın çalışma alanına giriyor.
Dolayısıyla önümüzdeki on yılın en önemli sorusu şu olacak:
BTK geçmişin tartışmalarını mı yönetecek, yoksa geleceğin teknolojilerini mi?
Bunun cevabı büyük ölçüde kurumsal yapının nasıl güçlendirileceğine bağlı.
Kuruluş Felsefesine Dönmek
Bu üç yazılık seri boyunca BTK’nın yaklaşık yirmi beş yıllık yolculuğunu ele aldık.
İlk yazıda kuruluşunu inceledik.
Türkiye neden bağımsız bir düzenleyici kuruma ihtiyaç duydu?
Hangi hedeflerle yola çıkıldı?
İkinci yazıda dönüşüm yıllarını ele aldık.
Yetkiler nasıl genişledi?
İnternet çağında kurumun rolü nasıl değişti?
15 Temmuz sonrasında yaşanan tasfiye süreci kurumu nasıl etkiledi?
Şimdi ise son noktadayız.
Geriye dönüp bakıldığında görülen tablo ne tamamen siyah ne de tamamen beyazdır.
BTK, Türkiye’nin dijitalleşme sürecine önemli katkılar sunmuş; elektronik haberleşme sektörünün büyümesinde kritik rol oynamış stratejik bir kurumdur.
Aynı zamanda, kamu yönetimindeki dönüşümlerden, güvenlik kaygılarından ve personel politikalarına ilişkin tartışmalardan da etkilenmiştir.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken, geçmişi sloganlarla değerlendirmek değil; o geçmişten ders çıkarmaktır.
Çünkü kurumlar kişilere göre değil, ilkelere göre yönetildiğinde güçlenir.
Bağımsızlık yalnızca kanunlarda yazdığı için değil, uygulamada hissedildiği için anlam kazanır.
Liyakat yalnızca bir kavram değil, teknik kurumların varlık sebebidir.
Şeffaflık ise eleştiriden kaçmak için değil, güven oluşturmak için gereklidir.
BTK’nın kuruluş felsefesine dönüp baktığımızda aslında aranan cevap da oradadır.
Rekabeti koruyan…
Tüketiciyi gözeten…
Teknik uzmanlığı önceleyen…
Siyasi tartışmaların değil, hukukun ve bilimin rehberliğinde karar alan güçlü bir düzenleyici kurum.
Türkiye’nin dijital geleceği açısından ihtiyaç duyulan BTK, belki de tam olarak budur.
