Rum lider Nikos Christodoulides, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in adaya yapacağı ziyaret öncesinde her zamanki gibi yine klasik play tuşuna basmış: “Sınırlarımız Girne’dedir”, “işgal altındaki vatan”, “52 yıldır süren işgal”… Laf kalabalığı, slogan, acıklı nutuk. Ne kadar zavallıca! Sanki 1974’te Türk askeri değil de uzaylılar inmiş de Rumları kovmuş gibi. Tarih tekerrürden ibaret; ama bu defa Rum tarafı aynı oyunu aynı sahnede aynı seyircilere oynamaya çalışıyor. Yanlış hesap, Girne’den Anamur’a uzanan yeni boru hattıyla bir kez daha bozuluyor.
Christodoulides’in “Girne’ye dönüş” hayali, 52 yıldır Kıbrıs Türkü’nün yaşadığı zulmün, soykırım teşebbüsünün ve Enosis rüyasının itirafıdır. Unuttukları bir şey var: Girne, 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kanıyla, canıyla, yiğitliğiyle özgürleşti. O gün Türk askeri, adadaki soydaşlarımızı, kardeşlerimizi Rum mezaliminden kurtarmak için çıkmıştı karaya. Bugün de aynı hakikatin arkasındayız: Kıbrıs Türkü’nün güvenliği, Türkiye’nin millî güvenliğidir. Bunu ne BM, ne AB, ne İstail, ne de Christodoulides’in “Avrupa statüsü” masalları değiştirebilir.
Asıl mesele enerji ve jeopolitik gerçekliktir.
Türkiye ile KKTC arasında 10 Temmuz’da imzalanan mutabakat zaptı ve hemen arkasından gelen NAVTEX, Rum-Yunan-İsrail eksenini neden bu kadar rahatsız etti? Çünkü Oruç Reis sadece birkaç haftalık sismik araştırma yapmayacak. Türkiye, Kuzey Kıbrıs’ı su boru hattından sonra şimdi de doğal gaz altyapısıyla Anadolu’ya kalıcı olarak bağlıyacak. 101 kilometrelik hat (97’si denizaltı), Anamur-Teknecik hattı, çift yönlü gaz akışı… Bu, KKTC’nin enerji bağımsızlığını, elektrik güvenliğini ve ekonomik geleceğini güvence altına almak demektir. Daha önemlisi, Doğu Akdeniz’de Türkiye’nin fiili varlığını betonlaştırıyor, boruyla perçinliyor olması.
Rumlar ve Yunan basını “2020 krizi” diye feveran ediyor. O dönem deniz yetki alanları ve araştırma gemisi tartışmasıydı. Bugün ise bambaşka bir şey: Türkiye, adanın kuzeyinde kalıcı enerji ve güvenlik altyapısı kuruyor. Öyleyse bile ee ne olmuş. Bu, “işgal” diye yutturmaya çalıştıkları tezin çöküşü anlamına gelir. Şunu kafanıza sokun: KKTC artık Türkiye’yle sadece siyasi değil, ekonomik, digital ve enerjik olarak da bütünleşdi. Gelecekte Türk şirketlerinin KKTC yetki alanlarında çıkaracağı gaz bile Türkiye’ye akacak. Bu, Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşabileceği koridorun ilk somut adımı anlamına gelir.
Türkiye’nin Kıbrıs’a yönelik vizyonu enerjiyle sınırlı değil; adayı tam anlamıyla geleceğe taşıyor. KKTC’yi “Dijital Ada” ve “Bilişim Adası” yapma hedefi doğrultusunda atılan adımlar, Türkiye’nin kardeş ülkeye yaptığı stratejik teknoloji yatırımlarının en somut örneğidir. Yaklaşık 100 milyon dolarlık Fiber Optik Dönüşüm Protokolü ile Türk Telekom öncülüğünde denizaltı kablolar üzerinden eve kadar fiber (FTTH) altyapısı kuruluyor. Bir yıl içinde 150 bin haneye ve işletmeye binlerce kat daha hızlı internet ulaştırılacak. Akıllı Ulaşım Sistemi’nde yapay zeka destekli kameralar, dijital tapu uygulamaları, e-Devlet entegrasyonu, 5G testleri ve TEKNOFEST KKTC ile gençlerin teknoloji üretme heyecanı… Tüm bunlar, eğitimden turizme, yazılımdan finteke kadar adanın her alanda dijital dönüşümünü sağlıyor ve ambargoları fiber hatlarla delerek KKTC’yi Doğu Akdeniz’in teknoloji üssü haline getiriyor.
Christodoulides “siyasi irade varsa çözüm olur” diyor. Doğru söylüyor ama kastettiği “çözüm” değil, teslimiyettir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyesi olarak kalacağını, tüm hak ve yükümlülüklerle devam edeceğini belirtiyor. Yani: “Adanın tamamı bizim, siz de garantörlüğü bırakın, Türk askerini çekin, KKTC’yi bitirin.” Bu zihniyet 1963’ten beri değişmedi. Rum tarafı hâlâ adayı “Helen adası” olarak görüyor. Türkiye ise iki halkın, iki demokrasinin, iki devletin varlığını temel alan adil ve kalıcı bir çözümden yanadır. Ama bu çözüm, KKTC’nin egemen eşitliğinin tanınması üzerine kurulacaktır; “azınlık” statüsüyle değil.
Kıbrıs, Türkiye için neden hayati?
• Güvenlik: Adadaki Türk varlığı, Türkiye’nin güney kanadını korur. Doğu Akdeniz’de üs ve lojistik derinlik sağlar.
• Enerji: Hem KKTC’nin ihtiyacı hem Türkiye’nin transit ülke olma potansiyeli hem de ileride bölgesel enerji hub’ı olma vizyonu.
• Dijital ve Teknolojik Üstünlük: Fiber altyapı ve dijital dönüşümle KKTC’yi bilişim adası yaparak ambargoları aşmak ve küresel rekabette öne çıkmak.
• Jeopolitik: Türkiye olmadan Akdeniz’de hiçbir denklem kurulamaz. EastMed hayalleri, bu gerçek karşısında birer kâğıt parçasıdır.
• Millî Onur: Kıbrıs Türkü’nü yalnız bırakmak, 1974 ruhuna ihanet demektir. Türkiye, garantör ülke olarak tarihî ve hukukî sorumluluğunu sonuna kadar taşıyacaktır.
Rum liderin “hüzün ve acı” nutku, aslında kendi hayal kırıklığını örtmeye neden oluyor. Çünkü Girne’de, Lapta’da, Alsancak’ta artık Türk bayrağı dalgalanıyor ve bu bayrak inmez. Oruç Reis Akdeniz’de seyrettiği, boru hatları döşendiği, fiber kablolar döşendiği sürece de Rum’un “dönüş” hayali masalda kalmıştı kalmaya devam edecektir.
Türkiye, Kıbrıs’ta ne bir karış toprak fazla istemektedir ne de kendi topraklarından bir karış verecektir. Kendi toprağında, kendi soydaşının, kardeşlerinin yanında, kendi hakkını savunmuştur, savunmaya devam edecektir. Christodoulides ve arkasındaki koroya tek bir cümle söylemek isterim: Kıbrıs, Türkiye’nin kırmızı çizgisidir. Dokunanı yakarız.
Girne bizimdir, Anamur’dan Teknecik’e uzanan hat da bizimdir. Bu gerçek, ne NAVTEX’le ne de Christodoulides’in sloganlarıyla değişir. Değişen tek şey, Rum tarafının haddini bir kez daha anlaması gerektiğidir